okuyorumgeziyorum
• 30/9/2008 - ULUKAYA ŞELALESİ
Uluyayla gezimizin ertesi günü de Valla kanyonu ve Ilıca şelalesini görmek üzere yola çıkmak için güne erken başlamak istiyorduk.Biz güne erken başlamasına başladık ama sevgili arkadaşım Emin'in otel (Emin Apart Pansiyon-Amasra) bahçesinde hem birbirinden güzel çiçekleri ve Nilüfer havuzunu seyrederek hemde kimi zaman özlemle yirmi sene önceyi kimi zamanda günümüzü konuşarak kahvaltı yapmak okadar keyifliki,bir türlü ayaklanıp istediğimiz saatte yola çıkamadık.
Emin Timur'la İstanbul Üniversitesi İktisat fakültesinden sınıf arkadaşıyız.Benim çalışkan arkadaşım bölümümüzün en zor derslerinden biri olan Ekonometri bölümünde birde doktora yaparak mezun oldu.Aile olarak 150 seneden bu yana fırıncılıkla uğraşıyorlar.Otel fikri fırınlarının yanındaki 42 metrekarelik eski un deposunun yıkılmasıyla ortaya çıkmış.Otel Amasra'da Büyük liman mevkiinde.3 oda, 2 apart dairesi ve arkadaşımın kendi zevkine göre düzenlediği nefis bir bahçesi bulunan, gerçekten küçücük ama huzurla konaklayabileceğiniz sıcacık ve tertemiz bir otel.
Valla kanyonu'na Ulus ilçesinden geçerek ulaşmayı düşünüyorduk.Ulus ilçesi hakkında http://okuyorumgeziyorum.blogcu.com/uluyayla_23076491.html sayfamda bilgi vermiştim.
Ulus ilçesini geçip bizi Pınarbaşı'na ulaştıracak yolda ilerliyordukki solda bir levhada "ULUKAYA ŞELALESİ " yazısını okuyunca orayıda ziyaret etmekten kendimizi alıkoyamadık.
ULUKAYA ŞELALESİ, Ulus ilçesine 17 kilometre uzaklıkta.Şelale Ulus çayı üzerinde ve Ulukaya köyü sınırları içerisinde bulunduğu için de Ulukaya şelalesi olarak isimlendirilmiş.

Kanyonun uzunluğu yaklaşık 1 kilometre,yüksekliğide 35 metreymiş.


Şelalenin suyu yaz aylarında azalsada hiç kuruduğu görülmemiş.

Şelale 10 metre genişliğinde bir kaya oyuğundan çıkıyor ve 20 metre yükseklikten düşüyor.
Ulukaya şelalesinin bir de efsanesi varmış.Yakışıklı Selamnos ile güzeller güzeli Hera birbirlerini çok severek evlenirler.Ancak günler geçer ve Selamnos hastalanır,yataklara düşer ve hastalık Selamnos'u günden güne eritir.Hera ise artık sevgili eşinden nefret etmektedir.Duruma çok üzülen Selamnos üzüntülerini dindirmek için intihar etmeyi düşünür ve Ulukaya'nın zirvesine çıkar.Heraaaaa diye bir kaç kez seslendikten sonra kendini boşluğa bırakır.Aşk Tanrısı başlangıçtan beri olaya müdahele etmemiştir ama,olay karşısında daha fazla ilgisiz davranamaz ve Selamnos'un bedenini yere değer değmez şelale şekline dönüştürür.Rivayete göre her kim Ulukaya'nın suyu ile yüzünü yıkar ya da sudan içerse Selamnos'un acıları azalırmış...
Bizim ziyaret ettiğimiz tarihte,fotoğraftada görüldüğü üzere suyun miktarı azalmış durumda ama yinede görülmeğe değer bir güzellik.Yolunuz bir gün buralara düşerse uğramayı ihmal etmeyiniz.
Artık hiç vakit kaybetmeden yolumuza devam etmemiz gerekiyor.Valla kanyonunda görüşmek üzere.
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 1/9/2008 - Uluyayla
Sevgili arkadaşım, Emin Timur'un Amasra'daki şirin apart otelini (Emin Apart Otel;bu otel ile ilgili olarak başka bir gün yazacağım) konaklama yeri olarak seçip Batı Karadeniz'de hem fotoğraf,hem bilgilenme,hemde dinlenme bakımından oldukça verimli bir gezi yapma imkanı bulduk.
Her sabah,sevgili Emin'in kendi elleriyle diktiği çiçeklerle bezenmiş şirin bahçesinde hepbirlikte kahvaltımızı yaptıktan sonra yeni yerleri keşfetmek için yola çıktık.Aslında kahvaltı masasındaki keyifli sohbeti,sevgili Filiz teyzenin (Emin'in annesi) yaptığı ev yapımı reçelleri,iki dakika yerinde durmayan,on parmağında on marifet,otelin A dan Z ye her şeyinden sorumlu sevgili Şennur'un hazırladığı nefis kahvaltıyı hiç bırakmak içimizden gelmiyordu ama,etraftaki yerleri keşfetmek için bizimde fazla vaktimiz yoktu.Nede olsa yıllık izin,hemen süre doluyor.
Bu gün,Uluyayla'ya gitmeye kararverdik.Her gezi öncesi olduğu gibi,İstanbul'dayken nerelere gidileceğine karar vermiş,gidilecek yereler hakkında bulabildiğimiz kadar bilgi okumuştuk.Şimdi sizlerle bu okuduğum bilgileri ve yörede çektiğim fotoğraflardan bir kaç tanesini paylaşmak istiyorum.
Uluyayla;Bartın'ın Ulus ilçesinde bulunuyor ve Ulus ilçesinde turizm tam anlamıyla tanıtım yetersizliği nedeniyle istenilen düzeyde değilmiş. İmkanlar ölçüsünde tanıtılmaya ve geliştirilmeye çalışılmaktaymış.Bu yazımla benimde bu tanıtıma az da olsa katkım olabilirse çok sevineceğim.
Ulus'un doğusunda Kastamonu İli, Batısında Bartın İli, Güneyinde Safranbolu İlçesi, Kuzeyinde Kurucaşile İlçesi bulunmakta olup deniz seviyesinden yüksekliği 200 metredir. 1944 yılında nahiye olarak Safranbolu ilçesine bağlıyken, ayrılarak Zonguldak ilinin ilçesi olmuş, 1991 yılında da Bartın’ ın il olmasıyla Bartın’ a bağlanmış. İlçe ekonomisi çoğunluk orman ürünlerine bağlı olmakla birlikte, İlçe ekonomisinin geleceği açısından büyük önem taşıyan et ve süt kombinesi,süt ve besi hayvancılığının lokomotifi durumundaymış.Ayrıca Ulus Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birligi kapsamında desteklenerek yöresel bir ürün özelliği ve özel emek gücüne dayanarak yapılan el işi tel kırma işlemeleri öğretilmekte ve sipariş üzerine satılmaktaymış. Ulus'a ulaşım Bartın-Safranbolu karayolu kullanılarak yapılıyor,yolun manzarasıda,kaliteside çok güzel.Ulus'a ayrıca Pınarbaşı'ndan da ulaşılabiliyor ama biz Amasra'da konakladığımız için tarif ettiğim yolu kullandık.Ulus için Safranbolu yönüne giderken sola sapıyorsunuz.Trafik levhaları size yardımcı oluyor.İlçenin girişindeki köprüyü geçip merkeze geldiğinizde de sağa ayrılan yolu takip ederek Uluyayla yoluna başlamış oluyorsunuz.
Yolun başlangıcı asfalt, yolu yarıladığınızda asfalt bitiyor ve stabilize yol başlıyor.Ama sakın yılmayın devam edin,kesinlikle görülmeğe değer bir yere ulaşıyorsunuz.
İşte böyle muhteşem bir manzara eşliğinde virajları döne döne,bozuk bir yoldan ilerleyerek sürekli yokuş yukarı çıkıyorsunuz.Neyseki yol bozuk ve sürat yapamıyorsunuz dolayısıyla otomobili kullanan kişide biraz olsun bu güzelim manzarayı seyredebiliyor.Her dönemeçte karşınıza ayrı güzellikte manzara çıkıyor.Artık galiba yolu şaşırdık dediğiniz anda,yukarıda fotografını gördüğünüz virajda bir teneke levha üzerine Uluyayla yazılıp gideceğiniz yöne doğruda bir ok çizilmiş.Tamam artık burada durup biraz fotoğraf çekebiliriz.
Doya doya bu manzarayı seyredip,bolca fotoğraf çektikten sonra yola devam ettik.Artık manzara daha farklı bir hale geldi.Tamamen orman içinden devam ediyoruz,sağda solda kesilmiş kocaman kütükler var.Hatta bazıları yolu kapamış durumda ama otomobil sesini duyan kesim işi ile uğraşanlar hemen gelip,ellerinde ucu çengelli kalın çubukları yardımıyla bu devasa kütüklerin yerlerini değiştirerek yolu açıyorlar.
Yolun ikiye ayrıldığı bir noktasında üç tane çadır kurulduğunu gördük ve biraz sohbet etmek hemde orman havasını içimize doya doya çekmek için hemen yanlarına gittik.Kesim işi için Mersin'den gelmişler,iki ailelerdi.Ailelerden bir tanesi iş veren,üç oğullarıda yanlarında,diğer ailenin henüz çocuğu yok ama yakında onlarında bir bebekleri olacak.Sevgili Emine üç aylık hamile.Bizi hemen misafir ediyorlar,Emineciğin demlediği çay eşliğinde başlıyoruz koyu bir sohbete.Önce Uluyayla'da ne yaptıklarını anlatıyorlar,sonra buraya nereden nasıl geldiklerini anlatıyorlar.Sonra Eminecik o gün başından geçen çok tehlikeli bir olayı anlatıyor.Emine o gün pınardan su doldurmaya ittiğinde biraz ileride kedi büyüklüğünde bir şey görmüş ve hayvanı taş atarak uzaklaştırmış.Sonra kamp yerine gelip anlattığında onun bir kedi değil ayı yavrusu olduğunu eğer anne ayı yakınlarda olsaymış,bu taş atma olayının çok büyük bir tehlike yaratacağını öğrenmiş.Anlatırken kızacağızın hala gözleri korkudan kocaman kocaman açılıyordu.
Sohbet bitince biz doğru yoldayız değilmi demekten kendimizi alıkoyamadık.Çünkü yazılan mesafeyi çoktan katetmiştik.Doğru yoldaymışız.Artık binbir çeşit çiçek kokusu,kabuğu soyulmuş çam ağacı kokusu ve orman kokusu eşliğinde dev ağaçların arasından büyülenmiş şekilde yola devam ederken birden bire
bu manzara ile karşılaştık.ULUYAYLA.
Yanımızda bir çadırımızın olmadığına çok üzüldük.Burada konaklamayı ve daha uzun süre kalmayı çok istedik.Ama sadece bol bol fotoğraf ve video çekip,etrafı uzun uzun seyredip hafızamıza yerleştirmeye,tertemiz havayla ciğerlerimizi doldurmaya çalıştık.
Sonra başladık yaylayı adımlamaya...Uluyayla 7km uzunluğunda ve 280 hektar alan üzerinde bulunuyor.
İşte yol boyunca bize eşlik edenler...Bol miktarda Geyik ve Karaca'da varmış ama neyazıkki onlara rastlayamadık.
Her yıl 8 Ağustos tarihinde yayla şenlikleri düzenleniyormuş.Kış aylarında ulaşım oldukça zormuş.
Aslında etraf binbir çeşit çiçekle dolu ama hangi birinin fotografını buraya ekleyebilirimki?
Uluyayla'da lale,sümbül,nergis çiçekleri olurmuş.Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Antola çiçeği Peygamber düğmeside deniliyormuş ki hem görüntüsü hemde kokusuyla insanı oldukça etkiliyor.
Bu çiçekle ilgili olarak biraz ek bilgi vermek istiyorum.Antola çiçeği-Peygamber düğmesi çiçeği (Centaurea Tchihatcheffi):Halk arasında "yanar döner","peygamber çiçeği" ve "gelin düğmesi" olarak bilinen bilimsel adı Centaurea Tchihatcheffi" olan bu çiçeğin dünyada sadece Ankara'nın Gölbaşı İlçesinde yetiştiği zannedilmektedir. Buna göre,Yanar Döner Çiçeği “Centaurea Tchihatcheffi” türü Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından koruma altına alınması için çalışmalara başlanmış. Bu tür, kriterlerine göre tehlike altında olan ayrıca Bern Sözleşmesine göre de kesin koruma altında olan bitki türleri arasında yer alıyormuş. Bu türün toplanması ve satışı Çevre Kanunu Madde 9’a göre yasaklanmış.
İzin alınıp kesimi yapılmış ve kabukları soyulmuş Köknarlar.
Uluyayla'nın etrafı derin ormanlarla kaplı.Kendimizi bu ormanın derinliklerine atmaktan alıkoyamadık ama, Emine'nin hikayesinide bir kaç saat önce dinlediğimiz için yüksek sesle şarkı söylemeyide ihmal etmedik. Şimdi artık geri dönme zamanı,güneşin batışını Amasra'da yakalamamız lazım.
 |
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 1/3/2008 - Beypazarı'ndan Seben'e 1

Patikaoutdoor olarak geçtiğimiz haftasonu gerçekleştirdiğimiz Beypazarı'ndan Seben'e parkurumuz Cuma gecesi saat 24.00 de Bakırköy'den ilk katılımcıların alınmasıyla başladı.Taksim,Beşiktaş,
Yıldız,Kadıköy'den de son katılımcıları aldık ve yola çıktık.
Kadıköy'den aramıza katılan arkadaşlardan üç tanesi sevgili Arzu,Sevgi ve Sebahat o akşam bir de tiyatro ziyafeti çekmişler kendilerine.Bizlere seyrettikleri eseri anlatmaya başladılar,oldukça güzel saatler geçirmişler her hallerinden belli.İşin içine bir de sevgili Sebahat'in hiperaktif kişiliği girince tiyatroyu bizde seyretmiş kadar olduk.Kadıköy'den uzun zamandan beri görüşemediğim sevgili Şehnaz ve Nazmiye hanımlarda aramıza katıldı.Kurban bayramında yürüdüğümüz Toroslar parkurunda tanışmıştım kendileriyle.Bir de benim için yeni, patika için eski (on seneden bu yana patika ile yürüyorlarmış) sevgili Güneş ve Suzan hanımlarla tanıştım.Güneş hanımın adını İlkay ve Emrah'tan sürekli duyuyordum zaten.
Tuzla'ya geldiğimizde İlkay'dan üzülerek ayrılmak zorunda kaldık (neyse bu kadar kısa da olsa İlkayla hasret gidermiş olduk ) oda pazar günü başka bir parkura öncülük edecek.İlkay'a güle güle deyip Emrah'a hoşgeldin dedik.Yine aracın bagajına bir sürü şeyler yüklendi.Saat geceyarısı 01.30 inanılır gibi değil yine bir şeyler yiyeceğiz anlaşılan.Yok artık ben bu saaten sonra hiç bir şey yemem,zaten hiç açta değilim diye düşünüyorum ama;Körfez'de mola yerinde durup paketler açılınca herzaman olduğu gibi kendimi tutmam imkansızlaşıyor.Özkök kareşlerin sevgili annelerinin ne kadar nefis yemekler yaptığını,ne kadar misafir sevdiğini çok iyi biliyorum.Bu paketlerden çıkanlarda bunun teyidi oldu.Ağızda dağılan nefis börekler,taze yaprakla sarılmış zeytinyağlı dolmalar,köy yumurtasıyla hazırlanmış kırmızıya yakın şeker kıvamı tam kararında bir tepsi revani.Tabiki bu kadar leziz şeyleri görüpte yememek biraz zor.
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 1/3/2008 - Beypazarı'ndan Seben'e 2

Beypazarı'na İstanbul'dan gelmek isteyenler İzmit-Sakarya-Bolu-Mudurnu-Nallıhan-Beypazarı ya da İzmit-Sakarya-Akyazı-Dokurcu-Taşkesti-Mudurnu-Nallıhan yoluyla ulaşabilirler.Biz bu ikinci yolu tercih ettik.Trafik oldukça seyrek;Akyazı'dan saptıktan sonra Beypazarı'na ulaşana kadar karşı yönden sadece üç adet araç geldi.Yol bazı bölümlerde oldukça virajlı (dikkatli kullanmak lazım) ama manzara harika,uzun bir süre nefis bir dolunay eşliğinde yol aldık.Dışarıdaki ısı eksi 3,5 ile eksi 8 derece arasında gezindi.Bir ara yoğun bir sisle karşılaştık.Uzaktan Beypazarı'nın ışıklarını görmeye başlamıştıkki günde kızıl ışıklarıyla ağarmaya başladı.
İzmir'den gelecek olanlar içinde şöyle bir yol öneriliyor:Turgutlu-Salihli-Kula-Uşak-Gediz-Kütahya-Eskişehir-Polatlı-Ayaş-Beypazarı.
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 1/3/2008 - Beypazarı'ndan Seben'e 3

Saat 06.00 da Beypazarı'na ulaştık.Kahvaltımızı yapmak için üç katlı bir konağa konuk olduk;Konak Münsür (fotograftaki konak).
Yörenin ileri gelenlerinden biri olan Hamide Hatun tarafından yaptırılmış olan bu konak 300 yıllık bir geçmişe sahip.Yaklaşık 200 yıl önce yaşanan büyük Beypazarı yangınında konağın büyük bir bölümü yanmış ve aslına uygun olarak restore edilerek günümüze kadar ulaşması sağlanmış.
Yıllarca bu konakta yaşayan Hamide Hatun konağını devlete hibe etmiş bu hibeden dolayıda "iyilik sever" anlamına gelen "münsür" lakabı ile anılmaya başlamış.
Konak üç kattan oluşmakta;giriş katı taş bir yapıya sahip.İkinci ve üçüncü katlar ise ahşap.Giriş katı hayat ve mahsen olmak üzere iki bölümden oluşmakta.İkinci katta hizmetlilerin odaları ve mutfak,üçüncü katta aile fertlerinin odaları ve misafir odası bulunmaktaymış.
Konağın bir özelliğide;Beypazarı'ndaki konaklardan İnözü Vadisine doğru uzandığı söylenen üç tünelden birine sahip olmasıymış.
Kahvaltımızı;Beypazarı kurusu (un ,süt ve bol tereyağı ile yapılan galeta dilimleri şeklinde kesilmiş onun kadar sert olmayan yerken müthiş keyif alınan ,tereyağlı olduğu için yedikten sonra pişmanlık duyulan bir lezzet),susamsız simit,soba üzerinde kızartılmış buram buram kokan ekmekler eşliğinde yöresel ürünlerle yaptık.Tabi pekmezlerin,balların,reçellerin ve kuşburnu marmeladının tadına bakılmasıda ihmal edilmedi.Nede olsa zorlu bir yürüyüş bizi bekliyor... |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|